Bazı dostluklar toprağa sığmaz… Bazı sanatçılar ölmez…
1991 yılında, bir kalp sızısıyla eksildi dünya…İhsan Yüce’nin ardından Salacak’ta küçük, sessiz bir veda töreni düzenlenir. O kalabalığın içinde bir dost vardır: Can Yücel. Törenin ardından Üsküdar’a geçmek ister ve Yusuf Ekşi’ye kendisini götürmesini rica eder.
Yol boyunca merak ağır basar. Yusuf Ekşi, “Can Baba, neden mezarlığa gelmedin?” diye sorar.
Can Yücel, sararmış bıyıklarını, ak düşmüş sakallarını yavaşça okşar. Gözlerinde hem hüzün hem inatçı bir dostluk vardır. O tok ve derinden gelen sesiyle şu cümleyi bırakır zamana:
“İnsan arkadaşını hiç gömebilir mi yahu?”
Bazı vedalar toprağa değil, yüreğe yapılır çünkü…
Peki kimdir İhsan Yüce?
İhsan Yüce, 1929 yılında Elazığ’da doğdu. Daha gençliğinin ilk yıllarında sanatın ateşi düştü içine. İzmir Atatürk Lisesi’ni ve İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’ni bitirdi; fakat asıl diplomasını sahneden aldı. Tiyatro ile başladı yolculuğu… Resimle, heykelle, kelimelerle genişletti ufkunu. Sanat onun için bir meslek değil, bir hayat biçimiydi.
1968’de Ankara’da Drama Tiyatrosu’nu kurdu. Sahneye sadece oyun koymadı; düşünce koydu, itiraz koydu. Dostoyevski’nin “Suç ve Ceza”sını sahneye taşırken, insan ruhunun karanlığına da ışık tuttu.
Sinemaya adım attığında beyaz perde onu bağrına bastı. 150’den fazla filmde rol aldı, 56 filmin senaryosunu yazdı. Ama o hiçbir zaman sadece bir oyuncu olmadı. O, toplumun aksayan yanlarını perdeye taşıyan bir vicdandı. 1970’lerin köylü sosyalist taşlamalarını, unutulmaz bir dille anlattı. Özellikle Kibar Feyzo ile, hem güldürdü hem düşündürdü; hem taşladı hem anlattı.
Tiyatroya olan sadakati hiç bitmedi. Genç sanatçılara yol gösterdi, el verdi, umut verdi. Çünkü o biliyordu; sanat yalnız yapılmaz, devredilir.
İhsan Yüce aynı zamanda bir şairdi. Kalemi de sahnesi kadar güçlüydü. En bilinen şiiri “Ekmek, Şarap, Sen ve Ben” oldu. Bu şiir, Mazlum Çimen tarafından bestelendi, Mümtaz Sevinç tarafından seslendirildi. Böylece dizeleri yalnız kağıtta değil, seslerde de yaşamaya devam etti.
1991 yılında geçirdiği kalp kriziyle aramızdan ayrıldı. Bedeni Karacaahmet Mezarlığı’nda toprağa verildi; ama bazı insanlar gerçekten gömülmez. Onlar, sahnelerde, filmlerde, mısralarda yaşamaya devam eder.
İhsan Yüce, yalnızca bir sanatçı değildi. O, yaşadığı çağı sorgulayan, itiraz eden, gülerken düşündüren bir hafızaydı. Yazdığı senaryolar, oynadığı karakterler ve kaleme aldığı şiirler, Türk kültürünün vicdanında silinmez bir iz bıraktı.
Ve belki de en doğrusu şudur:
Bazı dostluklar toprağa sığmaz.
Bazı sanatçılar ölmez.