Y kromozomu erirken: Erkekliğin geleceği üzerine bir not
İnsan bedeninde neredeyse fark edilmeyecek kadar küçük bir yapı, belki de uzun zamandır sandığımızdan çok daha büyük bir soruyu sessizce gündemde tutuyor: insan genomundaki Y kromozomu. Erkek cinsiyetini belirleyen bu kromozom, evrimsel zaman içinde genlerinin büyük bölümünü yitirmiş durumda. Bugün taşıdığı gen sayısı, X kromozomunun oldukça gerisinde. Ve bu durum, bilim dünyasında giderek daha sık sorulan bir soruyu beraberinde getiriyor: Y kromozomu gerçekten kaybolmaya mı gidiyor, yoksa olup biten şey bundan daha karmaşık mı?
Aslında Y kromozomu her zaman bu kadar “küçük” değildi. Memelilerin erken evriminde, X kromozomuyla benzer büyüklükteydi ve çok daha zengin bir gen içeriği taşıyordu. Ancak erkekliği belirleyen genlerin bu kromozom üzerinde toplanmasıyla birlikte süreç yön değiştirdi. Y, gen alışverişi yapamaz hâle geldi. Rekombinasyonun durması, genlerin korunmasını zorlaştırdı ve zaman içinde Y kromozomu genetik içeriğinin büyük bir kısmını kaybetmeye başladı. Yani bugün gördüğümüz tablo, ani bir çöküşten çok, uzun bir evrimsel sürecin sonucu.
Buna rağmen Y kromozomu tamamen işlevsiz de değil. Aksine, bugün üzerinde kalan genlerin büyük bölümü hâlâ kritik görevler üstleniyor. Üreme süreçleri, embriyonik gelişim ve bazı temel hücresel mekanizmalar bu genlere bağlı. Tam da bu yüzden bilim insanları ikiye ayrılıyor. Bir grup, bu kaybın uzun vadede süreceğini ve Y kromozomunun zamanla tamamen ortadan kalkabileceğini savunuyor. Diğerleri ise asıl büyük dönüşümün çoktan yaşandığını, Y’nin artık görece istikrarlı bir noktaya ulaştığını ve kalan genlerin güçlü bir seçilim baskısıyla korunduğunu düşünüyor.
Belki de tartışmayı gerçekten ilginç kılan şey, doğanın başka yerlerinde karşımıza çıkan örnekler. Örneğin bazı kemirgen türlerinde Y kromozomu tamamen kaybolmuş durumda. İlginç olan şu ki, bu türlerde erkek bireyler hâlâ varlığını sürdürüyor. Erkekliği belirleyen genetik görev, zaman içinde başka bir kromozoma taşınmış. Yani Y kromozomu sahneden çekildiğinde, cinsiyet belirleme sistemi de onunla birlikte çökmek zorunda değil.
Doğa, boşluk bırakmayı sevmiyor; bir yapı işlevini yitirdiğinde, yerine başka bir yol buluyor.
Elbette bütün bu senaryolar insan türü için bugünün meselesi değil. Burada söz konusu olan, yüz binlerce hatta milyonlarca yıla yayılan zaman ölçekleri. Ama mesele yalnızca “erkeklik yok olur mu?” sorusuna da indirgenemez. Belki de asıl soru, biyolojik cinsiyet dediğimiz kavramın ne kadar sabit, ne kadar değişmez olduğuna dair varsayımlarımız.
Y kromozomu küçülüyor olabilir…
Belki bir gün görevini devredecek.
Ya da belki de düşündüğümüzden çok daha uzun süre bu hâliyle varlığını sürdürecek.
Ama asıl mesele, bunun hangisinin olacağı değil.
Asıl mesele, insan biyolojisine dair “değişmez” sandığımız pek çok şeyin aslında ne kadar geçici olabileceği.
Y kromozomunun hikâyesi, yalnızca erkekliğin geleceğini değil; bilginin kesinliğine duyduğumuz güveni de sorgulatıyor.
Ve belki de en rahatsız edici olan tam olarak bu:
Sorunun kendisi, cevabından daha kalıcı.