Kalk… Çünkü gerçek, konuşulduğu anda değil; cesaret edildiği anda var olur
Sözler, yol kenarına dikilmiş işaretler gibidir.
Yönü gösterir, mesafeyi söyler, tehlikeyi haber verir… ama yürüyen onlar değildir.
Yağmurda ıslanmaz, yokuşta nefes nefese kalmaz, gecenin karanlığında korkuyu tatmazlar. İnsan çoğu zaman işarete bakıp yolu yürüdüğünü sanır.
Oysa bilmekle varmak arasında, insanın kendi adımları kadar uzun bir mesafe vardır.
Hayat, güzel cümleleri değil, atılmış adımları kaydeder.
Ne söylediğin değil, neye cesaret ettiğin kalır geriye.
Söz, çoğu zaman insanın kendini avutma biçimidir.
Yapamadıklarını anlatırken kurduğu mantıklı cümleler, korkunun üzerine çekilmiş ince bir perdeden başka bir şey değildir.
İnsan en çok bildiği şeyleri yaşamaz.
Doğrunun ne olduğunu bilir ama ertelemeyi seçer.
İçinde bir ses sürekli “yarın” der. Yarın daha hazır olacağını, daha güçlü hissedeceğini fısıldar.
Yarın diye bir yer yoktur.
İnsan ya bugün kalkar ya da ömrü boyunca başlamanın hayalini taşır.
Gerçekler sessizdir.
Gösteriş yapmaz, açıklama istemez.
Birinin omzuna dokunmak, özür dilemek, vazgeçmek, yeniden başlamak…
İşte gerçek budur.
Samimi hareketler, kelimelerden daha ağırdır bedel ister.
Ter ister, risk ister, bazen gururun kırılmasını ister.
Bu yüzden çoğu insan konuşmayı seçer; çünkü konuşmak yormaz.
Hayatın acı tarafı
Yapmadığın her şey, zamanla içinde büyüyen bir pişmanlığa dönüşür.
İnsan denediği için değil, cesaret edemediği için yaşlanır.
İçinde biriken “olabilirdi”ler, insanın ruhunu kemiren sessiz yaralara dönüşür.
Kalkmak zordur.
Kalktığın an bahaneler ölür. Korkularınla yüz yüze kalırsın. Başaramama ihtimali gerçek olur. Ama aynı anda ilk defa gerçekten yaşamaya başlarsın.
Gerçeklik düşüncede değil, harekettedir.
Yol, yürüyene açılır.
insan şunu geç öğrenir.
Bilmek bir başlangıç değildir.
İstemek bile değildir.
Gerçek, sadece yapılan şeydir.
O yüzden sözler tabeladır,
ama kaderi değiştiren ayak izleridir.
Kalk… çünkü gerçek, konuşulduğu anda değil; cesaret edildiği anda var olur.
(Alıntı)