Şehirler yükseldikçe gökyüzü kayboldu... Binalar büyüdükçe insanlar küçüldü

İnsan, yıldızlara merdiven dayadı.
Göğün en uzak noktasına adını yazdı.
Denizlerin karanlığını deldi, toprağın altını kazdı, atomun içine kadar indi.
Ama bir kapıyı kapalı bıraktı: Kendi kalbinin kapısını.

Bir zamanlar ateşi bulduğunda sevinmişti insan.
O ateş yalnızca gecesini aydınlatmıyordu; etrafına toplanan yüzleri de ısıtıyordu.
Ateşin başında omuz omuza oturmak vardı.
Hikâyeler vardı.
Göz göze gelmek vardı.

Şimdi şehirler ışıl ışıl…
Ama pencerelerin çoğu karanlık.
Işık var; sıcaklık yok.

Göğe yükselmek için kanatlar yaptı.
Bulutların üstüne çıktı, kuşlara meydan okudu.
Okyanusların dibine indi, balıkların sessizliğini bozdu.
Suyun altında nefes aldı ama yanındaki insanın suskunluğunu duyamadı.

Mesafeleri kısalttı insan…
Bir kıtadan diğerine saniyeler içinde ulaştı.
Ama aynı evin içinde birbirine ulaşamaz oldu.
Aynı masada oturan iki insan, iki ayrı yalnızlığa gömüldü.
Eller ekrana dokundu; kalpler birbirine değmedi.

Çocukken böyle değildik.
Bir oyuncağı bölüşürken eksilmezdik.
Kırıldığımızda ağlar, sonra unuturduk.
Affetmek için neden aramazdık.
Büyüdük…
Bilgimiz çoğaldı, ama içimiz daraldı.

Şehirler yükseldikçe gökyüzü kayboldu.
Binalar büyüdükçe insanlar küçüldü.
Başarıyı hızla ölçtük; ama iyiliği tartmayı unuttuk.
Kazandıkça çoğaldığımızı sandık; oysa paylaşmadıkça eksildik.

Kardeşlik zor bir ilim değildi aslında.
Bir çocuğun kalbi kadar yalındı.
Aynı fikirde olmak değil; aynı acıyı hissedebilmekti.
Aynı dili konuşmak değil; aynı suskunluğu anlayabilmekti.

Bugün dünya uydularla çevrili.
Gökyüzünde görünmez ağlar var.
Ama yeryüzünde görünmez duvarlar daha yüksek.
İnsanlık hiç olmadığı kadar güçlü;
ve hiç olmadığı kadar yorgun.

Belki yeniden öğrenmemiz gereken şey hız değil.
Yavaşlamak.
Dinlemek.
Biraz susmak.
Biraz geri çekilip “ben”i küçültmek.

Çünkü “biz” kelimesi, fedakârlıkla yazılır.

Göğe çıkmak büyüklük değildir.
Bir kalbe sığabilmek büyüklüktür.
Denizlerin dibine inmek cesaret ister;
ama birini affedebilmek daha derin bir cesarettir.

Belki gerçek ilerleme, bir gün şunu söyleyebildiğimizde başlayacak:
Artık sadece uçmayı, yüzmeyi, üretmeyi değil…
Birbirimizi incitmeden yaşamayı öğrendik.

Ve o gün, insan gerçekten yükselecek.

“İnsan, yıldızlara merdiven dayadı.

Önceki
Önceki

Güçük Prens-Kıbrıs Türkçesi kitabının 5’inci baskısı çıktı

Sonraki
Sonraki

Girne Amerikan Üniversitesi’nde “8 Mart Dünya Kadınlar Günü” etkinlikleri