Bir zamanlar dünya küçüktü bizim için…Küslükler bir çikolata kadar kısaydı

Bazen gecenin en sessiz anında, çocukluğumun kapısını aralıyorum.
Tozlu bir odadan kahkahalar yükseliyor. Koşan ayak sesleri, paylaşılan sırlar, aynı yastığa sığan iki baş… Ve o zaman içime bir soru düşüyor:
Aynı evin duvarlarında büyüyen iki kalp, nasıl olur da yıllar sonra birbirine yabancı gibi bakar?

Bir zamanlar dünya küçüktü bizim için.
Küslükler bir çikolata kadar kısaydı.
Bir özür, bir gülüş, bir omuz atışı yeterdi barışmaya.
Birimiz ağlarsa diğeri susamazdı.
Birimiz düşerse diğeri dizini kanatmadan kalkamazdı.

Çocukken kardeş olmak; aynı kanı taşımaktan çok, aynı hayali taşımaktı.
Birbirinin yarasına üfleyen olmaktı.
Kimse bilmezken birbirini bilmekti.

Sonra hayat geldi.
Sessizce.
Ayakkabılarımızın numarası büyüdü, kalbimizdeki mesafeler de.
Sözler çoğaldı ama içtenlik azaldı.
Konuşmalar uzadı ama anlam kayboldu.
Bir zamanlar “biz” dediğimiz yerde şimdi ayrı ayrı duran iki “ben” var.

Ne zaman oldu bu?
Hangi kırgınlık bu kadar kök saldı içimize?
Hangi cümle söylenmediği için aramıza duvar ördü?

Belki bir kıyas…
Belki paylaşılmayan bir sitem…
Belki gurur.

O gurur ki; bir adım atmayı ağırlaştıran,
Bir “özledim” demeyi zorlaştıran,
Bir “hakkını helal et” cümlesini dilimize düğümleyen görünmez bir taş.

Oysa kardeşlik, kazanmaktan vazgeçebilmektir.
Haklı olmayı bırakıp sarılmayı seçebilmektir.
Birbirinin eksik cümlesini tamamlamaktır.

Biliyorum, sevgisizlik değil bizi ayıran.
Suskunluk.
Zamanında açılmayan kapılar.
İçimizde büyüyen ama dışarı taşmayan özlemler.

Kan bağırır derler ya…
Evet, bağırır.
Ama bazen gururun sesi daha yüksektir.
Yine de kalp unutmaz.
Çocukluğumuzun o saf hâlini,
Aynı sofrada bölüşülen son lokmayı,
Gece karanlığında fısıldanan sırları unutmaz.

En acısı ne biliyor musun?
Bir gün telefon çalmaz olur.
Bir gün kapı hiç açılmaz.
Bir gün geçmiş, geri gelmeyecek kadar uzaklaşır.

Ve o zaman insanın içinde sadece şu kalır:
Keşke demeseydim.
Keşke arasaydım.
Keşke sarılsaydım.

Çünkü hayat sandığımız kadar uzun değil.
Bir nefeslik bazen.
Ve o nefes bittiğinde, geriye ne mal kalır ne haklılık.
Sadece söylenmemiş “seni seviyorum”lar kalır.

Şimdi kendime soruyorum, sana da soruyorum:

Kardeşinle en son ne zaman göz göze geldin?
En son ne zaman çocukluğunu hatırladın onunla?
En son ne zaman gururu susturup kalbini konuşturdun?

Belki de her şey hâlâ mümkün.
Belki de bir adım, yılların mesafesini kısaltabilir.
Belki de kardeşlik, hatırlamayı seçtiğimiz anda yeniden başlar.

Çünkü aslında biz hiç yabancı olmadık.
Sadece birbirimize dönmeyi erteledik.

Önceki
Önceki

III. Uluslararası Kültürel Mirası Koruma ve Araştırma Sempozyumu tamamlandı

Sonraki
Sonraki

Klinik Psikolog Akbirgün: "Öfke sosyal medyada en hızlı yayılan duygulardan biri"