Kaplumbağanın Bildiği Bir Şey Var (Ve Biz Unuttuk)

Bazen doğa, psikoloji kitaplarının sayfalarca anlattığını tek bir sahneyle anlatır.

Hayatın temposu son yıllarda tuhaf bir şekilde hızlandı.
Sadece işler değil, düşünceler de hızlandı. Beklentiler hızlandı. Hatta zaman algımız bile hızlandı.

Gün daha başlamadan görünmez bir tempo kurulmuş oluyor.

Her şey daha hızlı olmalı.
Daha erken başlamalı.
Daha çabuk sonuç vermeli.

Sosyal medyada birkaç dakika geçirmek bile yetiyor bunu hissetmek için.
Bir yerde bir şeyler sürekli oluyor. Bir şeyler başlıyor, bitiyor, değişiyor.

Modern hayatın kendine özgü bir akışı var artık.
Hızlı. Gürültülü. Sabırsız.

Ve bazen insan, bu akışın içinde küçük bir düşünceyle karşılaşabiliyor.

“Bir yerde tempoyu kaçırıyorum galiba.”
“Bir tren kalktı ve ben peronda kaldım.”
“Herkes bir yerlere yetişirken ben hâlâ yolun başındayım.”

Bu düşünceler ilk bakışta motive edici gibi görünür.
Ama çoğu zaman yaptıkları şey bambaşkadır.

İnsanı hızlandırmak yerine durdururlar.

Çünkü bu düşüncelerle birlikte zihnin içinde başka bir eşik daha oluşur. Sessiz ama güçlü bir eşik.

Her şey yerli yerinde olmayacaksa beklemek daha iyi.

Birçok insanın hayatında tanıdık bir döngü vardır.

Spor yapılacaktır ama bir saat bulunamaz.
O yüzden hiç yapılmaz.

Bir kitap okunacaktır ama kafanın tamamen boş olduğu bir akşam beklenir.
O yüzden ertelenir.

Bir işe başlanacaktır ama doğru zaman henüz gelmemiştir.
O yüzden beklenir.

İnsan bazen farkında olmadan hayatını mükemmel koşulların gelmesini bekleyerek geçirir.

Oysa doğada böyle bir şey yoktur.

Bir kaplumbağayı düşünün.

Ne acele eder.
Ne telaşlanır.
Ne de önünde kimin yürüdüğünü merak eder.

Sağına soluna bakmaz. Mesafe ölçmez. Yarış kurmaz.

Sadece ilerler.

Bir adım…
Sonra bir adım daha.

Bazen güneşli bir sahilde, bazen dalgaların ve rüzgârın içinde.

Ama yönünü değiştirmez.

Ve çoğu zaman yine kıyıya ulaşır.

Çünkü ilerlemeyi belirleyen şey hız değildir.

Sürekliliktir.

Bu aslında bedenin de çok iyi bildiği bir şeydir.

Fizyoterapide en sık gördüğümüz gerçeklerden biri şudur:
Kaslar, eklemler ve sinir sistemi büyük sıçramalarla değil, küçük tekrarlarla adapte olur.

Beden mucizevi bir şekilde küçük ilerlemeleri biriktirir.

Beş dakika hareket…
Biraz daha iyi bir duruş…
Küçük bir alışkanlık…

Zamanla büyük değişimlere dönüşür.

Ama zihnimiz çoğu zaman başka bir hikâye anlatır.

Bize hep hızın önemli olduğunu söyler.
Bize hep geç kalma korkusunu fısıldar.

Oysa doğaya dikkat ederseniz başka bir şey görürsünüz.

En uzağa gidenler çoğu zaman en hızlı olanlar değildir.

En uzağa gidenler…

Yolda kalabilenlerdir.

Kaplumbağanın bildiği şey belki de çok basit.

Durmadığın sürece geç kalmazsın.

Önceki
Önceki

Erhürman: "Bireysel başarı hikayelerini toplumsal başarı hikayesine dönüştürmemizin zamanıdır"

Sonraki
Sonraki

İsveç’te kargalar sokak temizliğine başladı