Bilim insanları balinaların DNA tamir sistemini çözdü: Kanserle mücadelede yeni bir kapı aralanıyor
Bilim dünyası bazen öyle keşiflerle karşımıza çıkar ki, insanın zihninde koca bir evrenin kapıları sessizce aralanır. Geçtiğimiz haftalarda yayımlanan bir araştırma da tam olarak bunu yaptı: Grönland balinalarının kansere karşı neredeyse masalsı direncinin ardındaki sır çözüldü. Ve bu sır, yalnızca denizlerin devlerine değil, bize de bir umut kapısı açıyor.
Düşünün…
İki asrı geride bırakan bir canlı, tonlarca ağırlık, milyarlarca hücre… Normalde bu kadar büyük bir bedenin her bir hücresinde, hayatın ince hesap hatalarıyla oynayan mutasyonların çoktan birikmiş olması gerekirdi. Oysa Grönland balinasında kanser neredeyse bir istisna, hatta nadir bir doğa olayı gibi.
Bilim insanlarının yıllardır kafasını kurcalayan “Peto Paradoksu”, yani “Beden büyüdükçe kanser neden artmıyor?” sorusunun en görkemli örneği bu balina. Ve işte, yanıt sonunda buzullar kadar berrak bir şekilde ortaya çıktı.
Balinaların stratejisi: Hasarı silmek değil, mükemmele yakın şekilde onarmak
Araştırmaya göre balina hücrelerinin yaptığı şey, bir anlamda moleküler bir ustalık gösterisi. Biz insanlar için DNA’daki bir çift zincir kırığı, genelde “çatlamış bir aynayı tutkalla yapıştırmak” gibi… Evet, görünüşte bir bütünlük sağlanıyor ama o ince çizgiler, minik kusurlar hep orada kalıyor.
Balinalarda ise durum bambaşka. Onlar aynı hasarı, aynayı yeniden eritip dökmek kadar kusursuz bir yöntemle onarıyor. İz yok, çatlak yok, pürüz yok. Sanki zaman bile balinanın hücresinde başka akıyor.
Bu mükemmel onarımın merkezinde ise özel bir oyuncu var: soğuğa duyarlı bir stres proteini. İnsanda da bulunan bu protein, balinada neredeyse bir “tamir ustası” gibi çalışıyor; kırığı sarıyor, tamir ekibini çağırıyor ve süreci kusursuz şekilde yönetiyor.
Kutup denizlerinin o dondurucu sessizliğinde, görünmez bir hücresel orkestra adeta kusursuz bir senfoni çalıyor.
Bilim laboratuvara taşıdı: Sonuçlar büyüleyici
“Peki, bu mucize bize ne anlatıyor?” diye soracak olursanız…
Bilim insanları bu balina proteiniyle laboratuvarda küçük bir deneme yaptı. Proteini insan hücrelerine aktardılar.
Sonuç?
Hücrelerin DNA onarım hızı arttı.
Mutasyon oranı düştü.
Üstelik aynı protein, sirke sineklerine verildiğinde onların ömrü uzadı ve radyasyona karşı direnç geliştirdiler.
Yani bu mekanizma yalnızca balinaların değil, doğru kullanılabilir hale geldiğinde başka canlıların da ortak bir savunma hattı olabilir.
Kanser araştırmalarında yeni bir sayfa mı açılıyor?
Bugünkü tedavilerin pek çoğu, hatalı hücreleri yok etmeye dayanıyor. Bir anlamda savaşı “yok ederek kazanmak” üzerine kurulu. Oysa Grönland balinasının bize fısıldadığı şey bambaşka bir yol olabilir:
Yok etmek yerine mükemmele yakın biçimde onarmak…
Bu yaklaşım, kanser araştırmalarında yeni bir çağın kapısını aralayabilir. Belki de en etkili tedavi, hücreyi cezalandırmak değil, ona yeniden nasıl yaşayacağını öğretmektir.
Bilim, bazen en gürültülü laboratuvarlarda değil, sessiz okyanusların derinliklerinde konuşur.
Bu kez konuşan bir balina oldu.
Ve anlattıkları, insanlığın geleceğini değiştirebilecek kadar büyük.