Suyun İçinde Uyanan Parmaklar
Banyoda, havuzda ya da denizde… Parmak uçlarımızın buruşması basit bir “su çekme” hikâyesinden çok daha fazlası.
Suda biraz fazla kalınca hepimizin başına gelir. Banyo olur, havuz olur, deniz olur; bir süre sonra parmak uçlarımız değişmeye başlar. Deri büzüşür, çizgiler belirginleşir, ellerimiz sanki küçük bir haritaya dönüşür.
Çocukken bunun cevabı kolaydı: “Deri suyu emdi.”
Ama beden çoğu zaman sandığımızdan daha zekidir.
Uzun süre bu buruşmanın sebebi ozmoz sanıldı. Yani suyun deriye girip onu şişirdiği düşünüldü. Fakat bu açıklama tek başına yeterli değil. Çünkü eğer mesele sadece su emmek olsaydı, yalnızca parmak uçlarımız değil, suya değen bütün derimiz aynı şekilde buruşurdu. Oysa en belirgin değişim parmaklarda ve ayak parmaklarında görülür.
Asıl hikâye sinir sisteminde başlar.
Parmaklarımız uzun süre suyla temas ettiğinde, otonom sinir sistemi devreye girer. Bu sistem kalp atışımızdan nefesimize, damarlarımızın daralıp genişlemesine kadar pek çok otomatik işi yönetir. Su temasıyla birlikte parmak uçlarındaki damarlar daralır. Damarlar daralınca dokunun hacmi azalır, deri içe doğru çekilir ve yüzeyde o tanıdık buruşuk desen oluşur.
Yani parmaklarımız suda sadece “şişmez”; beden, adeta içeriden küçük bir ayar yapar.
Daha ilginci, bu buruşma deseni her defasında neredeyse aynı şekilde ortaya çıkar. Çünkü derinin altındaki damarların ve dokuların yerleşimi değişmez. Bu yüzden suyun içinden çıktığımızda parmaklarımızda beliren o çizgiler, bedenimizin tekrar tekrar çizdiği sessiz bir imza gibidir.
Peki neden?
Bilim insanları bunun kesin cevabında tamamen birleşmiş değil. Ancak güçlü fikirlerden biri şu: Buruşuk parmaklar, ıslak yüzeyleri daha iyi kavramamıza yardım ediyor olabilir. Tıpkı araba lastiklerindeki kanalların suyu dışarı atması gibi, parmaklardaki çizgiler de suyu aradan uzaklaştırır. Böylece deri nesneye daha iyi temas eder.
Bu, ıslak bir taşı tutarken, denizden bir kabuk çıkarırken, havuz kenarında kaygan bir yüzeye tutunurken ya da eski zamanlarda akarsulardan yiyecek toplarken işe yaramış olabilir. Belki de parmaklarımızın suda buruşması, atalarımızdan kalan küçük ama kullanışlı bir hayatta kalma mirasıdır.
Elbette her evrimsel özellik büyük ve dramatik olmak zorunda değil. Bazen bedenin en küçük ayrıntısı bile uzun bir hikâyenin izini taşır.
Bugün banyodan, havuzdan ya da denizden çıktığımızda gördüğümüz o buruşuk parmaklar; yaşlanmış bir deri değil, çalışan bir sinir sistemi, daralan damarlar ve suyla karşılaşınca uyanan eski bir beden zekâsıdır.
Bir dahaki sefere parmak uçlarına bakınca belki de sadece “buruştu” demezsin.
Belki de bedeninin suyla yaptığı o eski anlaşmayı hatırlarsın.