Gün gelir, gürültü yapanlar değil, kalbini sessizce koyanlar kalır yanında….
İnsan, hayat yolunda ilerlerken şunu geç fark eder: Gürültü yapanlar değil, kalbini sessizce koyanlar kalır yanında.
Büyük laflar vardır; insanın başını döndürür, göğsünü kabartır. O an kendini güçlü hissedersin. Sanki dünya senin etrafında dönüyormuş gibi… Ama o sözler çoğu zaman bir yaz akşamının serinliği gibidir; kısa sürer, sabaha kalmaz. Alkış gibi yükselir, yankı gibi kaybolur.
Gerçek sevgi öyle değildir.
O, yüksek sesle konuşmaz.
Kendini ispat etmeye çalışmaz.
Bir kalabalığın ortasında sana methiyeler dizmez belki ama kimsenin bakmadığı bir anda sandalyeni çeker. Yorulduğunu herkesten önce fark eder. İçin kırıldığında cümle kuramaz belki ama gözlerinden anlar.
Sevgi bazen bir eldir; omzuna sessizce konar.
Bazen bir bakıştır; “buradayım” der.
Bazen de hiçbir şey yapmadan yanında durmaktır.
İnsan alkışlandığı günleri unutmaz sanır. Oysa yıllar geçince hatırladığı şey, karanlıkta kendisine ışık olan o tek kişidir. Herkesin sustuğu anda susmayandır. Herkes giderken gitmeyendir.
Büyük sözler gururu besler.
Ama insanı hayatta tutan gurur değildir.
İnsanı ayakta tutan, dağıldığında toparlayan, düştüğünde kaldıran şey; içten bir sevgidir. Gösterişsiz, hesapsız, karşılıksız…
Bir gün gelir, kalabalık çekilir. Sesler azalır. Alkışlar diner. Hayat sadeleşir.
İşte o zaman anlarsın gerçeği:
Yanında kim kalmış?
Kim hâlâ gözlerine bakarken içten gülümsüyor?
Kim senin en zayıf hâlini bile sevgiyle taşıyor?
İnsan en çok yalnız kaldığında anlar kıymeti.
Sözlerin değil, kalplerin iz bıraktığını…
Ve sonunda şunu öğrenir:
Gürültü geçer.
Gösteriş söner.
Ama yürekten sevgi, en sessiz hâliyle bile kalır.